TourTurkey2008

  Yillardan 2008 aylardan temmuz ve biz yine Turkiyeye ikitekerli araclarimizla gitmeye karar vermistik, karar vermistik vermesine ama benim sevgili italyan marka motorum tatil oncesi bir kac moral bozucu problemler cikarmisti, nerdeyse tatil oncesi 2 ay motoru yapmakla mesguldum, ama hersey olacagina varir diyerek ben ve ibrahim kardesim gunlerdir yaptigimiz hazirliklardan sonra 11 temmuz sabahi saat  8’de aile, komsu, es-dost vedalarindan sonra, (veda diyorum, cunku nedense her motorla uzak yollara gittigimde benim icimde hep acaba geri donecekmiyim gibi bir his oluyor) yola cikmistik. Eindhovenda havalar kapali idi, yer yer yagmur yagiyordu, yagmurluklarimizi giymis hazirlikli yollardaydik. Hollanda sinirindan sonra daha fazla yagmaya baslayan yagmur Ulm’a kadar dinmedi. Hatta Ulmdaki Saban kardesimiz bizi havlu ve bornozlarla vede bir fon makinesi ile karsilamisti. Cuma aksami ordaydik ve gece orda kaldik. Yine Saban bizi misafirperverligin en mukemmel sekli ile cok mahcup etmisti, Allah ondan cok razi olsun…

  12 temmuz cumartesi, oglen saat 15 de Venedikten kalkacak gemiye yetismek icin sabah 9 da yola ciktik, tekrar yagmurluklarimizi giymistik cunku Ulm’dada havalar kotulesmisti ve Avusturya’nin o yuksek daglarina girecektik. Bekledigimiz gibi Ulm’dan Italya’ya kadar yaklasik 4 saat yine yagmurda ve inanilmaz bir kalabalik yollardan gectik. Sanki insanlar Avrupanin yukarlarinda bir tornado yada bir savas varmis gibi asagilara kaciyordu, zaten 12 temmuz icin haberler ve gazeteler bildirmisti ama boylesinide beklemedik. Artik cooook yorulmustuk daglardaki kalabaliktan ve otobandaki tikis tikis yollarda kullanmaktan, birde beklenmedik bir anda dolu yaginca sanki kasklarimizin uzerinde davul caliyorlardi…

  Aslinda bu yagmurlar, kalabaliklar ve dolu yagmasi bize ‘’Benzin/Redbull’’ fiyatlari kadar aci vermemisti, cunku ikiside ates pahasi idi. Bolzano/Trento daglarindan indikten sonra havalar guzesli ve 40 derece idi, ne ilgincdirki 1000 km yagmurda tir tir titriyosun ve bir anda ciril ciplak soyunasiniz geliyor.. Yorucu bir Ulm-Venedik yolculugunu da arkada birakmistik ama ne hacettir gemiyi coktan kacirmistik. Venedik’de kalmakdan baska caremiz yoktu. Ilk once buyuk sorunlardan biri olan park sorunu halletmistik, gunluk 15 euro. Sonra da o kadar esyalarimizla o sicakda Venedik icine dogru otelimize yurumustuk. Ve ben bu arada yaklasik 1 senedir ogrenmekle mesgul oldugum italyanca dilinin urunlerini aliyordum, cok zevkli idi degisik kulturlerin kendi dilleriyle anlasabilmek. 3 tarafi kanallarla cevrili otelimizde banyolarimizi yapip Venedik’de kanallariyla, tarihi guzellikleriyle, olmayan benzin kokusuyla, olmayan arac gurultusuyle cok harika bir aksam gecirdik. Herkese kesinlikle gitmesini tavsiye edecegim ender yerlerden biri Venedik..  Tumuyle bir ask sehri…

  13 temmuz Pazar, sukurler olsun bugunde bir gemi kalkiyordu Yunanistan’a. Saat 12 de tekrar esyalari yuklendik ve gemimize 160 euro vererek bindik. Gemide calisan yunan komsularimiz gereginden fazla kaba idiler. Hissedilir derecede kotu muamele gorduk, ama bu guzel tatilimizde moralimizi bozacak adimlar atmayacaktik. Gemidede cok guzel dostluklar yapmistik..

   14 temmuz Pazartesi, oglen saati 12 de Yunanistanin Igoumenitsa  limanina geldik. 1 saat gibi gemiden cikisi bekledik ve saat 13 de yola ciktik. E 90 otobani daha kisa yollardan yenilendigi icin surekli koy yollarina cikip cikip tekrar otobana giriyorduk. Guzel bir dagin eteginde bir benzinlikde konakladik ve saat 18 civari Selanik’de idik, Ataturk’un evinide kolayca bulmustuk. Bulmustuk bulmasina ama ne yazikki yarim saat once kapanmisti ve bu da bizi cok uzdu, 2000 km bozulmayan moralimiz bu sefer bozulmustu. Nerdeyse oturup aglayacaktik, Uzuntumuzu farkeden bir  Turk, ismide ibrahim abi, bize Turk-Yunan dostlugu adina Turk kahvesi ismarladi ve  oradaki Turkiye sevgisini anlatti bize, gercekten kahveyi ictigimiz cafedede bize ilgi coktu. Bu insanlar bizi seviyorlardi.

Biz Selanigi gezmeye devam ettik, asagilara Beyaz kulenin oralara inmistik, ve gordugumuz bizi sasirtmisti, insanlar sahilde ellerinde cerezler, misircilar, popcorncular, yasam fazlasiyla bizden bir parca idi. Hatta bizim Turk oldugumuzu gorenler yanimiza gelip turkce konusuyorlardi, bize bizim dedelerimizle onlarin babanneleri arasindaki iliskiler hakkinda sakalar yapiyorlardi ve bunlar cok guzel seylerdi.  Aksam saatleri 9’a dogru tekrar yola koyulduk, gece saatleride Turkiyemizin sevgili , saygiya deger, fazlasiyla kibar gumruk memurlariyla bulusmustuk. Burda gecenleri anlatmaya gerek yok sanirim,  cunku bu cok kibar, sevgili, saygiya deger gumruk memurlarimizla herkesin bir anisi olduguna inaniyorum. Gece yola devam ettik Redbullarla sabaha dogru Geliboluda geldik ve bir benzinlikde 3-4 saat dinlendik.

  15 temmuz sali, sabah 9’da Gelibolu’dan gezimize basladik, bu onurlu Canakkale savasinin gectigi bu yerler icimizi urpertiyordu, bir acayip olmustuk. Hele Canakkale mukemmel otesi bir ortami vardi, cok etkileyici… Anitlariyla, Abidesiyle, Ataturk’un kaldigi ve savastigi cepheleriyle, askerlerimizin kanlarini doktugu topraklarimizla, yerli ve yabanci sehit mezarliklariyla, Seyit Onbasi’siyla, muzeleriyle her Turk evladinin kesinlikle gidip, gorup, yasamasi gereken bir bolge. Her yerde gozlerimiz doluyordu, cunku Mehmetcik, annesiyle, babasiyla, kardesleriyle, kanini ortaya dokerek sadece bizler somurge altinda yasamayalim diye kendilerini feda etmislerdir. Bu da bizim onlari ziyaret etmemiz icin, onlarin ruhuna bir fatiha gondermemiz icin cok iyi bir nedendir, gidelim gorelim yasayalim..

  Canakkale gezimizdede degisik dostluklar yaptik, mesela Nihat abimiz, Nuray ablamiz, gozlemecimiz, ayrancimiz, meyvacilarimiz, jandarmamiz, polisimiz ile cok mukemmel otesi duygusal ve yer yer neseli cok dolu bir gun gecirdik..

  15 temmuz sali, gecesi gaz daglarindan inerken sicakdan eriyen ziftin tekerleklerimize yapisip 2 cm kalinliginda bir katran kaplamasida bizi cok uzmustu. Kucukkuyu sehrinde Sezgin isimli tam bir motor sever (kendisinin GSX R 1000 var) ve arkadasi oralarda bize yeme icme konusunda ve zifti cikarmakda cok yardimci oldular, kendilerinden Allah razi olsun. Ayrica kendileri Motordelisi.com  uyeleri ve bizleri seneye kesinlikle misafir olarak bekliyorlar. Geceyi Ayvalik civari bir pansiyonda gecirdik…

  16 temmuz carsamba,  sabah saatleri yola koyulduk, bir kac saat sonra Izmirdeydik. Aslinda niyetimiz Izmirde 1 hafta gecirmekdi, ama uzun bir yolun yorgunlugundan sonra son bir nefesle gaz verelim ve Nazillimize gidelim diye bir karar aldik, cunku annemiz ve babamiz Nazillinin Feslek koyunde dort gozle bizi bekliyorlardi. Izmir-Aydin otobaninindan buyuk bir zevk aldiktan sonra sonunda Feslek de idik..

  Feslekde 4 gun kaldik. O 4 gun icinde cok guzel insanlar tanidim. Ozellikle Ibrahim kardesimin ailesi, komsulari, dostlari, Pamukoren’deki tanislarimiz, Buharkent, Horsunlu, Kurtulus, Kaplicalariyla, Uzun carsisiyla, Ataturk parkiyla, camileriyle, Cizgi reklam’cisiyla, Elegant motorcusuyla, Adidas magazasiyla, Nazillide cok harika bir 4 gun gecirdim. Zeytine ve incire doydum..

  20 temmuz pazar, ben Nazilliden kendi memleketim, karadenizime, Unye’ye dogru yola ciktim. Tabii giderken Merzifondan Fatma arkadasima da ugramadan gecmedim, Merzifonunda cok harika guzellikleri oldugunuda kesfettim, Fatma arkadasimin sayesinde, parklariyla, tepeleriyle, Kara Mustafa Pasasiyla  Merzifondada guzel bir gun gecirdim. 2 hafta gibi bir surede de Samsun’dan Giresun’a  ailemle, dostlarimla, denizimizle, dogamizla harika gunler gecirdim.

  9 Agustos cumartesi, 18-20 derecelik serin Karadeniz sahillerinden, 30-35 derecelik Feslek koyune geri gelmistim. Ne kadar sicak da olsa bende bir Nazilli hayranligi olmustu, orada 4 gun daha kaldiktan sonra ayrilik vakti gelmisti. Annemizle-Babamizla dostlarimizla vedalastik..

  Izmire gelmistik. Kahramanlar Basmane tarafinda iyi bir otel bulmustuk hemen yerlestik. Ilk gun dinlendik, ertesi gun Izmiri gezmeye basladik, Konak, Alsancak, Kordon, Bornova, Karsiyaka, Hatay ve diger semtleriyle Izmiri geze geze doyamadik. Ikinci gunumuzu Cesme ve Ilicada gecirdik, tabii denizi olaganustu guzel ve temiz idi. Ucuncu gunumuzde Kusadasinda gecti. Dorduncu gun tekrar Izmirdeydik..

  Izmirden;  Motomax’dan Ahmet abimizi, Ergurler motocudan Baris kardesimizi, Gokhan agabeyimizi, Kokorecci Kadir agabeyimizi, Megapol otelimizi, Kordon da tanistigimiz diger motorcu arkadaslarimizi, Kordon’u, Konak sahilini, Menemeni, Bornovayi , Hatayi….  bunlarin hicbirini unutmayacagiz…

  18 Agustos pazartesi, Gemiye binme zamanimiz gelmisti, yine gumruk memurlarinin kibarliklariyla guzel bir sekilde gumrukden gectik, gemimize cok buyuk bir gecikme ile bindik. 2 gunluk sallantili bir gemi yolculugundan sonar Italya’nin Brindisi limanina vardik. Onumuzde 2300 km vardi, Italyan otobanlarini  hazir ve dinlenmis bir sekilde Redbullarin da yardimiyla gectik. Gece Avusturya daglarinda idik, sabaha dogru yine Saban kardesimizin yanina gelmistik, tekrar sagolsun bizi olaganustu agirlamisti, super bir kahvaltidan sonar gunesli bir havada eve dogru yola ciktik…

  22 Agustos cuma, HOME SWEET HOME………………………………………………………………………………….